Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri İstanbul İşbirliği Platformu

Aktif Lablar

 

Yaşam Bilimleri ve Teknolojilerinde Araştırma Faaliyetlerimiz:

Prof. Dr. Esra Battaloğlu ile Röportaj

 

  • Öncelikle çalışmalarınızdan ve laboratuvarınızdan bahsedebilir misiniz?

Laboratuvarım 1993 yılından beri aktif çalışıyor. Sinir sistemindeki aksaklıklar ve periferik sinir sistemini etkileyen neropatiler üzerinde çalışıyoruz. Bunların kalıtsal olanları çoğunlukta ve toplumumuzda maalesef sıklıkla görülüyor. Özellikle akraba evliliklerinden dolayı çekinik tip çok daha fazla görülüyor.  Çalışmalarımıza hastalığın moleküler tanısı ile başladık. Hem hastalara yardımcı olalım, hem doktorlara yardımcı olalım hem de bizler aile biriktirelim istedik. Nitekim bugün Türkiye’de periferik sinir sistemini etkileyen kalıtsal neropatilerde bir referans laboratuvarı olarak çalışıyoruz. Hastalarımızı kaybetmemek adına, onlara moleküler tanıda yardımcı oluyoruz ve de yeni genlerin bulunmasına önderlik ediyoruz. Amerika’daki, Avrupa’daki birçok bilim insanı ile ortak çalışıyoruz. Benim özellikle çalıştığım hastalık kalıtsal motor ve duysal nöropati veya Charcot-Marie-Tooth (HMSN veya CMT) diye biliniyor. Avrupa’da, Amerikalıların da sonradan dahil olduğu bir CMT çalışma grubu var. Bütün çalışmalarımızda birbirimizi bilgilendirerek, birbirimize danışarak veri oluşturuyoruz. Aslında Avrupa birliği 5.çerçeve projesiydi olarak başlamıştı. O tarihlerde CMT hastalığından sorumlu 2 gen bilinirken, şimdi 25’den fazla gen biliniyor. Çok ilerleme kaydedildi. Çünkü güçler bir araya getirildi.  Avrupa topluluğunda ve Amerika’da özellikle bu araştırmalara ayrılan çok fazla fon varama onlarda da bizdeki kadar değerli aileler yok. Biz sadece aile örneklerini gönderiyoruz gibi anlaşılmasın. Biz o aileleri takip ediyoruz. Gidiyoruz orada fon olduğu için, kendi öğrencilerimizle analizleri gerçekleştiriyoruz ve yayınlarımıza da kendimiz sahip çıkıyoruz. Amaç artık sadece gen tanımlamak değil. Tanımlanmış genler mutasyona uğradıkları, bozuldukları zaman nasıl oluyor da bu hastalığa yol açıyorlar? Bu bütün dünyada araştırma konusu. Biz de bu soruyu soruyoruz ve bu amaçla işlevsel çalışmalar yapıyoruz. Mutasyonlu genler için model organizmalar yaratıyoruz. Örneğin; şimdi bizim bölümden Dr. Arzu Çelik ile ortak projemiz var. CMT'li meyve sineği modeli ürettik. Şimdi CMT hastası olduklarını kanıtlayacağız. Sonra da daha derin araştırmalar yapabiliyoruz. Farklı yaklaşımlarla hastalığın nasıl ortaya çıktığını bulmaya çalışacağız.

  • Peki, bu hastalıkların tedavisi ile ilgili bir çalışma yapıyor musunuz?

Çok güzel bir soru. En doğru soru aslında. Biz laboratuvara kapanıyoruz ve hiç hastaları düşünmüyoruz zannedilmesin. Özellikle meyve sineği geliştirmemizin en başlıca nedeni ilerde ilaç denemeleri yapabilmek. Tabi önce modellediğimiz sineklerin gerçekten hasta olduğunu kanıtlamamız lazım. Ondan sonra onlar üzerinde ilaçlar deneyebiliriz diye düşünüyoruz. Aynı zamanda işlevsel analizler ile hastalığa neden olan mekanizmayı aydınlatmak istiyoruz. Mekanizmayı bilirsek onu engelleyebilecek moleküller ve yaklaşımlar bulabiliriz diye düşünüyoruz.

  • Projelerinizle birlikte ortak çalıştığınız birimler ya da disiplinler var mı?

Üniversite içerisinde maalesef olmadı. Benim genellikle kendi bölümümden üyeler ile çalışmalar sürüyor. Prof. Dr. Kuyaş Buğra ile bir TUBİTAK projesi yürüttük, Doç.Dr. Arzu Çelik ile var. Ama benim esas beraber çalıştığım grup nörologlar. Dolayısıyla artık en başlıca ortağım onlar. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde beraber çalıştığımız bir nöroloji grubu var. Başka hastanelerle de çalışmalarımız var. Zaten CMT’de artık tanındığımız için, Türkiye’nin her tarafından hasta geliyor. Daha önce CMT hastalığını doktorlar çok iyi tanımıyordu. Bu genler bulundukça, daha çok konuşulmaya başlandıkça bu hastalık üzerinde doktorlar da daha çok durmaya ve çalışmamıza katılmaya başladılar. Başka disiplinlerden de doktorlar var. Farklı disiplinlerden de olabilir.

  • Yaptığınız bu projelerin Türkiye’de ayrılan fonları yeterli mi?

Optimist bir kişiliğim var benim. Onun için optimist yaklaşacağım. Kaynak var mı, evet var. Ama şu anda bence özellikle genetik alanında çok önemli bir dönemeçteyiz. Artık genomik dediğimiz bir çağdayız, yani bütün genomun toptan incelendiği bir dönemdeyiz, biz de artık hastalarımızda tek tek genlere bakmıyoruz. CMT'den sorumlu en az 25 gen var, hangi birine bakacağız. Onun için bütün genoma bakmayı tercih ediyoruz. Dolayısıyla genomik teknikler çok gelişti. Yaklaşımlar, metodojiler çok değişti. Artık biz bu teknolojiye para yetiştiremez olduk. Bu teknikler, metodolojiler kullanıldıkça ucuzlayacaktır. Bir müddet sonra biz de rahat kullanır hale geleceğiz ama, treni kaçırmamak için daha bilinçli bir yaklaşım lazım. Biz genetikçiler bir ara gerçekten dünyada geride kaldık. Neden? Çünkü bu teknolojiye ayak uydurmak için gereken kaynakları bulmakta zorlandık. Örneğin; TÜBİTAK’a yeni genler tanımlamak amacıyla projeler verildiğinde bunlar maalesef katkısı olmayan, özgün, değeri olmayan projeler olarak nitelendirildi ve reddedildi. Aslında ulaşılamayacak metodolojiler de değildi. Bu nedenle maddi kaynağı olan yurtdışındaki gruplarla ortak çalışmaya başladık. Onlarda maddi güç vardı, biz de iş gücü ve aileler vardı. Bilgi birikimimiz de çok yüksek. İşte bu çalışmalar da AB 5.çerçeve programı ile başladı ve sonra gelişti.

  • Laboratuvarınızda kaç öğrenciniz oluyor?

Benim laboratuvarımda 6-7 tane yüksek lisans öğrencisi, 1-2 tane doktora öğrencisi oluyor. Herkes bu sorundan muzdarip. Çünkü doktoralarını yurt dışında yapmak istiyorlar. Halbuki burada yapılan projelerin, aslında oradaki projelerden farkı yok. Tabii biraz daha fazla uzun sürebiliyor. Malzeme hemen gelmiyor veya biz o kadar çabuk toparlanamıyoruz. Bilim insanları ile bir araya çok sık gelemiyoruz. Bizim bölüm REGPOT-MBG Bridge projesi ile şimdilik bu zorluğu ortadan kaldırdı. Yurtdışından bilim insanlarını davet ediyoruz, bizler gidiyoruz. Bu sayede aynı konuda çalışan bilim insanları ile çok daha sık görüşmeye başladık. Çok daha sık görüşmek demek, çok daha fazla bilgi alışverişi demek ve birbirimizin ne yaptığından haberdar olmak demek. Dolayısıyla onlarla yarışır hale gelebiliyoruz. Ama bu sefer de maddi desteğimiz eksik kalıyor. İşte onu da devamlı proje önerileri hazırlayarak kapatmaya çalışıyoruz.

  • Hayal ettiğiniz bir proje var mı?

Aslında en çok hayal ettiğim proje CMT hastaları için bir tedavi yaklaşımı sağlayabilmekti. İlk adımını attım diye düşünüyorum. Modelleme yaparak belki o hayal ettiğimiz projelerin ilk adımını atıyoruz diye düşünüyorum. Bir de benim Türkiye için hayal ettiğim, Türkiye’de moleküler tanı yapılan bir laboratuvar altyapısı oluşturmak. Sayıları az olsa da özel moleküler tanı laboratuvarları var, ama bunlar Türkiye’nin her yerine dağılmamış veya tanınmıyorlar. Hastalar genetik test gerektiğinde, çoğu zaman çaresiz kalıyorlar. Şimdi internet ortamında belirli bir kesim yazışıp birbirlerini buluyorlar, bilgi paylaşımı yapıyorlar. Türkiye’de genetik hastalıklar için geniş kapsamlı moleküler tanı merkezleri kurmak lazım. Bunu devlet eliyle yapmak lazım. Özel laboratuarların çoğu, örnekleri yurtdışında analiz ettiriyor. Maliyetleri de oldukça yüksek. Bu benim ileride yapabileceklerim olarak hep aklımda tuttuğum bir şey. Bu projeyi özellikle yaşambilimleri içerisinde başlatmak mümkün olabilir.

  • Bu tanı merkezleri Amerika’da ya da Avrupa’da ne kadar yaygın?

Çok yaygın. Ama orada artık devletin elinden yavaş yavaş çıkıyor. Özel sektöre doğru kayıyor. Maliyetler daha da yükseliyor, ama tek genli hastalıklar için bile Türkiye de çok az merkez var. Mesela CMT hastalığı çok genli bir hastalık ama tek genli kistik fibroz hastalığı için bile genetik tanı yaygın değil. Bu konuda hizmetin yaygınlaştırılması lazım.

  • Yaşambilimleri ve İnovita ile ilgili söylemek istedikleriniz var mı?

Mutlaka. Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi çok önemli bir merkez.. Merkez hem bilimi, ilimi ileriye taşımak, hem de çevredeki laboratuvarlara hizmet vermek için kuruldu. Bu ortaklığı sanayi ile birleştiren yaşam merkezi son derece önemli. İsterdim ki; mesela ilaç firmaları gelsin bize desinler ki; Esra Hanım hadi şu hastalık için ilaç geliştirelim, şunun için bir şey yapalım. sanayi ile bilim insanları bizim branşımızda maalesef uzak, farklı branşlarda mutlaka daha yakın çalışıyorlardır. İlaç firmalarının ne yaptığını bilmiyoruz. Bizim öğrencilerimiz mezun oluyor, orada ama genellikle ilaç tanıtımı, ilaçların pazarlanması veya yeni bir ilacın değişik şekillerde denenmesi üzerine çalışıyorlar. Daha çok AR-GE üzerinde çalışılması lazım. İnovita projesi de bence o bakımdan çok çok önemli. Amerika’ya gittiğiniz zaman üniversitenin içinde sanayi kuruluşlarını görüyorsunuz. Üniversitenin yanına, içine kadar giriyorlar ki; bilim insanları ile birlikte çalışılabilsin, üretimlerini arttırabilsin veya yeni ürünler ortaya koyabilsin. Bizde maalesef yeni filizleniyor.

  • Son olarak eklemek istedikleriniz…

Açıkçası yaşam bilimlerine şu anda gereken önemin verildiğini zannetmiyorum. Bir sürü problemi var. Kaynak problemi var, tanıtım problemi var. Bütün dünyada olduğu gibi bilim insanları ile toplum arasında korkunç bir uçurum var. İşte o uçurumların kaldırılması, daha küçültülmesi gerekiyor. Bu problemlerin bir şekilde birilerinin eliyle gerçekleştirilmesi gerekiyor. Sanayinin destek vermesi, ARGE yatırımları yapması şart. Bizlerin belki çalışmalarımızı ARGE’ye yönelik geliştirmemiz, düşünmemiz yani yürüyen projelerimizin yanı sıra, o projelere de biraz daha önem vermemiz gerekiyor. Bu problemlere eğilmek gerektiğini düşünüyorum. Örneğin; şimdi doktora öğrencisi bulmakta zorlanıyoruz. O kadar farklı branşlarda problemlerimiz var ki, bunları alt alta koymaya kalkarsak, epey uzun bir liste çıkar. Belki de birinin öncelikle o listeyi yapması, sonrada o listeye göre tek tek çözmemiz gerekir sorunlarımızı. Tabi ki yeni problemler çıkacak. Ama bunlar hep böyle interaktif bir şekilde, sizlerin yardımı ile halledileceğini zannediyorum. Korkunç bir ivme var diğer taraftan, yaşam bilimlerinde de çok yüksek bilgi birikimi var. O yüksek bilgi birikiminin hem paylaşılması hem de ileriye götürülmesi ve Ekonomik değerler haline gelmesi gerekiyor.